Bahar geldi, güneş açtı, meyveler renklenmeye başladı, bugün yılın ilk çileği geldi, yağmur durunca çamaşırları avluda kurutmaya başladık, limonata gibi bir hava var, insan hapiste olunca gündemi hâliyle, küçük dünyasından ibaret.
Memleketin gündemiyse, yine, suçlar, cezalar, cezasızlıklar, mahkemeler, yargı kararları, adalet, falan. Geçtiğimiz günlerde Anayasa Mahkemesi (AYM), dava arkadaşımız Tayfun Kahraman için ikinci ihlal kararını verdi. Anımsayalım, AYM’nin Tayfun için ilk ihlal kararı 2025 Temmuz sonunda gelmişti, Gerekçeli karar ise Ekim ortasında açıklandı. Osman Kavala’ya ağırlaştırılmış müebbet, bizlere 18’er yıl ceza veren İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, AYM kararına uymadı, Tayfun’u serbest bırakmadı, yeniden yargılamayı başlatmadı.
Aynı AYM, birkaç yıl önce de Hatay milletvekili seçilen dava arkadaşımız Can Atalay için ihlal kararı vermişti. Aynı 13. Ağır Ceza Mahkemesi, Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin desteğiyle,o karara da uymamıştı. Tıpkı Can’ın avukatlarının o zaman yaptığı gibi, Tayfun’un avukatları da ikinci kez AYM’ye başvurdular, AYM, Can Atalay başvurusunda olduğu gibi, ikinci kez ihlal kararı verdi, oy birliğiyle, yani ilk ihlal kararına şerh koyan beş AYM yargıcı, AYM kararının uygulanmamasını “ihlal” dedi.
Mahkeme gündemimiz memleketten, AYM’den ibaret değil. Önceki haftalarda da, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Daire’de dava arkadaşımız Osman Kavala’nın ihlal duruşması görüldü. Osman Kavala, Aralık 2019 AİHM ihlal kararına rağmen, hâlâ, Silivri’de. Büyük Daire kararı, birkaç zaman içinde çıkacak, üç vakte kadar diyelim, çıkacak karar “itiraz edilemeyen” bir “kesin karar” olacak, hem Türkiye’nin kurucusu olduğu Avrupa Konseyi kurallarına göre hem de Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 90. maddesi gereği. Önceki AİHM kararı, bu kurallara rağmen, uygulanmadı. Bu sefer ne olacağını hep birlikte göreceğiz.
Büyük Daire kararını henüz bilmiyoruz ama duruşmanın detaylarını, Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil eden hukukçuların beyanlarını duyduk, okuduk. Ben bu savunmaları anneannemi anımsayarak okudum. Rahmetli yaşasaydı, “El âleme rezil olduk” diye dizlerini döverdi. Malum, el âlem mühimdir.
Bütün bu mahkemelerden, duruşmalardan, yaşananlardan kısa özet: Gezi davası, uygulanmayan ihlal kararlarından ibaret. Elimizde, Osman Kavala bakımından iki AİHM ihlal kararı ve devam eden bir Bakanlar Komitesi süreci, Can Atalay ve Tayfun Kahraman bakımından uygulanmayan ikişer AYM kararı var. AYM, Mine Özerden ve benim açımdan henüz karar vermedi. Başvurularımız Ekim 2023’ten beri AYM’de bekliyor.
Bu olan bitenden ne anlamalıyız? Bence şunu: Biz beş kişi, devleti müthiş bir zarara sokuyoruz, devlet kaynaklarının boşa harcanmasına sebep oluyoruz. Nasıl olsa uygulanmayacak kararlar için mahkemeler toplanıyor, mesailer yapılıyor, günlerce, haftalarca insanlar çalışıyor, Strasbourg’daki mahkeme için kim bilir kaç kişi kamu kaynaklarıyla seyahat ediyor. (AİHM’deki savunmayı yapanlar açısından öncesindeki mesaiyi saymıyorum, zira pek de mesai yapmış gibi durmuyorlar!)
Ama öyle ya da böyle, sizin vergileriniz boşa harcanıyor! Hadi biz beş kişiyiz ama Türkiye cezaevlerinde dört yüz bin küsur adli ve siyasi tutuklu ile hükümlü var, diyelim bu insanların yüz bini haksız yere hapiste (bence daha çoktur da ama hadi ayağınız alışsın), bunca suçsuz insan için harcanan kaynağı düşünün.
Mahkemesinden iş gücüne, AYM’sinden AİHM’e! Geçtiğimiz günlerde AYM, 2019-2025 arası bireysel başvurularda verilen ihlal kararlarında dört yüz kırk beş küsur milyon lira tazminat ödendiğini açıkladı. Hepsi vatandaşın kesesinden. Kimse o yanlış yargı kararlarının altında imzası olan hâkimlere, savcılara bir şey demiyor, misal bizim buradan çıkınca açacağımız ve doğal olarak kazanacağımız tazminat davalarından alacağımız paralar da vergilerden ödenecek. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi hâkimleri ya da Yargıtay 3. Ceza Dairesi yargıçları ödemeyecek o paraları.
Ben bu masrafların kırtasiye kısmına da takığım. Bu davalar binlerce sayfa dokümanla “geliyor”. Bizim koğuşta misal, etraf dosya dolu, yok o karar, yok bu karar, çoğu kez “kopyala-yapıştır”la, müthiş bir ciddiyetsizlikle yazılmış binlerce sayfa. Zamanında, Mücellâ’nın boyu telefon kabinine yetmediğinde dosyaları ayağının altına yükselti niyetine koyduğumuz olmuştu. Yani haksızlık etmeyeyim, kullandık. Ama kabinde boy yükseltmekten başka kullanışlılığını göremedim, yalan yok.
Hayır, madem uygulayamayacaksınız, bu üst mahkemelere başvuru hakları, bu süreçler, bu mesailer neden var? Elimizde ihlal kararlarıyla ne yapalım istiyorsunuz?
Ara ara aklımdan, “Uygulanmayan AİHM ve AYM kararlarından turşu mu kursam?” diye geçiyor mevsim de turşuya müsait ama yasal belgeden turşu kurmanın cezasını kestiremiyorum. Olmadı, uygulanmayan kararlardan bienale iş yaparım, o kadar dosyayı asacak büyüklükte duvar bulursak.
(ÇM/AEK)













