Orbán’ın pazar günkü Macaristan seçimlerinde yenildiği haberleri karşısında hayranlarının çoğu, onun gene de iyi bir iş çıkardığını savunuyordu.
Fransa’daki Ulusal Birlik’in (RN) başkanı Jordan Bardella, Orbán’ın “Macaristan’ın ekonomik toparlanmasına öncülük ettiğini, doğum oranının korunmasına yardımcı olan aile politikalarını özendirdiğini ve ülkesi kadar Avrupa’nın sınırlarını da göçe karşı koruduğunu” yazdı.
Hollandalı milliyetçi lider Geert Wilders ise Orbán’ın “Avrupa Birliği’ndeki tek yürekli lider” olduğunu ileri sürdü; başkalarına göre de yenilgiyi kabul etmesi, onun demokratik zihniyetinin ispatıydı.
Orbán üzerine değerlendirmelerin çoğu, ister Anayasayı yeniden yazması açısından olsun, ister Anayasa Mahkemesini kendi yandaşlarıyla doldurması bakımından olsun, onun iktidardaki otoriter hâkimiyetine odaklıdır. Fidesz partisinin kamu medyası ve eğitim sistemi üzerindeki nüfuzu da kamuoyunu şekillendirmesinde önemli bir araç olmuştu.
Orbán'ı tabanı terk etti
Ama bugün sandıkta yenilmiş olması, bize Orbán’ın yalnızca yukarıdan aşağıya bir denetime değil, daha organik bir destek biçimine de dayandığını, ama bu desteğin artık tükenmiş göründüğünü anlatıyor. Pazar günü seçime katılımda gerçekleşen büyük artışa karşın Fidesz partisinin tabanı 3,1 milyondan 2,3 milyona gerilemişti.
Seçim öncesindeki bir yazımda, Orbán’ın “çalışmaya dayalı toplum” ve iş yaratmaya dayalı bir ekonomi vaat ettiğini söylemiştim. Orbán, 2008 ekonomik krizinden sonra, Macarlara iş bulmanın onları krediye ya da sosyal yardımlara bel bağlamaktan çok daha kendine yeter kılacağını savunuyordu. Geçtiğimiz pazar günkü oylama öncesinde yaptığı mitinglerde, 2010’da yeniden göreve geldiğinden beri bir milyondan fazla yeni iş yarattığını söylüyordu; oysa resmî verilere göre bu artış 750 bin civarındaydı. Ama bu ölçütle bakıldığında, 2022 seçimlerine giden süreçte hızlı bir ilerleme yaşanmış da olsa, sonraki yıllarda bunun ciddi biçimde tıkandığı ortadaydı.
Yabancı yatırım olmadan "egemenlik" iddiaları boşa düştü
COVID-19 salgını ve Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, Orbán ekonomisinin üzerine kurulu olduğu toplumsal uzlaşmayı sarstı. Dávid Karas’ın işaret ettiği gibi, Orbán’ın 2008 krizi sonrası söylemi “egemenliğin” yeniden kazanılmasına odaklansa da, Macaristan’ın iş yaratma planı Almanya’nın otomobil üreticilerinden Çin’in elektrikli araç bataryası şirketlerine kadar uzanan doğrudan yabancı yatırıma bağımlı kalmaktan kurtulamadı.
Hükümet politikası, emeğin haklarını pekiştirmek için değil, özel ve çok uluslu yatırımcılar için cazip düşük ücretli bir işgücü yaratmaya hizmet etti. Bu model, Avrupa Birliği kaynaklı baskılardan —ama aynı zamanda Trumpçıların Rus gazını terk etme dayatmalarından— son zamanlardaki ABD-İsrail savaş kışkırtıcılığına kadar uzanan küresel sarsıntılar karşısında hep kırılgan kaldı.
Orbán’ın yenilgisini anlamak için yalnızca manşetlere çıkan ekonomik verilere bakmak yetmez. Sonunda seçimi kazanan Péter Magyar da başlangıçta Orbán’ın Fidesz partisinden geliyordu. Onun partiyi sarsan büyük skandallar arasındaki devletin çocuklara yönelik cinsel istismarı örtbas etmesi olayının açığa çıkmasında pay sahibi olması, Fidesz'in ahlaki otoritesinin nasıl çöktüğünü de gösteriyor.
Yine de Orbán’ın yükselişi ve gerileyişi, en temel düzeyde, başka bağlamları ve hatta Trumpçılığı anlamakta da işe yarayacak kimi ölçülere indirgenebilir. Bu sağcı lider, orta sınıfları ve emekçi sınıfları kapsayan yeni bir seçim koalisyonu kurmuş, hatta geniş bir etnik azınlık oyunu da bu koalisyona katabilmişti, ama sonunda bu destekçilerin kendisine duyduğu inancı tüketti.
Yabancı hayranlar
Orbán’ın uluslararası hayranları için sonuçlardan çok, onların arkasındaki hikâye önemliydi. Orbán’ın “küreselcilere” dönük öfkeli çıkışları ve neoliberalizme karşı Macaristan’ın egemenliğini savunma iddiası, onlara kendi mücadeleleri için bir kahramanlık anlatısı, Batı’yı tehdit eden karanlık tehlikeler ve bunlara direniş üzerine kurulu uygarlıkçı bir anlatı sunuyordu.
Budapeşte çizgisindeki düşünce kuruluşlarının desteklediği Ulusal Muhafazakârlık buluşmaları türünden toplantılarda Orbán yabancı takipçilerini, kendini küreselci Golyatlara karşı savaşan bir Davut gibi sunarak George Soros’a, “kültürel Marksizm”e, hatta doğrudan doğruya finansallaşmaya savaş açan biri rolünde etkiliyordu. Orbán, 1989’daki anti-komünist devrime yeniden girişmek istiyor ve öteki sağcıları da kendi yanına çağırıyordu.
Son silah "kültür savaşı"
Macaristan muhafazakâr bir ütopya mıydı? Orbánizmin çömezleri, Budapeşte Havalimanı’nda asılı duran Macaristan’ın aile yanlısı politikalarını ve şehir merkezinin güvenliğini öven reklam panolarından kolayca etkilense de başkentin turistik bölgelerini ziyaretlerin —ki buralar 2019’dan beri bir Yeşil muhalif belediye başkanının yönetimindeydi— sunduğu perspektif Orbánizmi anlamak açısından pek sınırlı kalıyorudu. İnşaattaki patlama ve Romanların istihdamındaki artış Orbán’a, muhafazakâr düşünür Roger Scruton’un heyecana getirdiği öğrencilerden çok daha fazla destek sağlamış olabilirdi. Ama pratikte, çalışan ailelere vergi indirimi ve benzeri doğum yanlısı politikaların göklere çıkarılması, doğum oranlarındaki uzun dönemli düşüşü karşılamakta pek işe yaramıyordu.
Bu seçim öncesinde kültür savaşı, Orbán’ın elinde kalan son büyük silah olarak görünüyordu. Bu da Donald Trump ve J. D. Vance’in desteğini almasına yetmişti. Kamusal sağlık sisteminin kötüleşmesi ve ekonomide Orbán için önceden övünç kaynağı olan eğilimlerin başaşağı gitmesi gibi meselelerse sözde güçlü adam için utanç verici başlıklar oldu.
Magyar’ı Avrupa Komisyonu’nun ve Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy’nin “adamı” gibi gösterme çabaları, Fidesz partisinin sadık seçmenlerini harekete geçirmiş olabilirdi; ama bunlar, seçmenlerin çoğunu harekete geçiren kaygılardan uzakta şeylerdi.
Orbán'dan kurtulma arzusu liberal solu Magyar'a yaklaştırdı
Yine de Orbán’ın Magyar’ı tehlikeli bir aşırılıkçıymışçasına şeytanlaştırma çablarının başarısızlığa uğraması, bu sonucun başka bir yönüne de işaret ediyor: Bu seçim kayması, temel politika kabullerinde köklü bir altüst oluşa işaret etmiyor. Magyar da muhafazakâr biri ve kendi kampanyasında özellikle sosyal yardım politikası ve göç konusunda Fidesz’in vaatlerinin çoğuna oldukça yakın bir tutum aldı. Avrupa Birliği ile ilişkiler daha belirgin bir değişim alanı gibi görünüyor; ama bu Orbán’ın birliğin artan silah harcamaları yönelimine direnmesinden kaynaklanmıyor. Orban buna direnmedi. Konu daha çok Orban’ın zaman zaman Ukrayna’ya Avrupa Birliği yardımını bloke etmesinden kaynaklanıyordu.
Magyar’ın başarısı, bu derginin ABD bağlamında her zaman reddettiği bir tezi -Orbán’ın katı sağcı çizgisini yenilgiye uğratmanın yolu, merkezci, daha ılımlı ve daha liyakatli bir alternatif ortaya koymaktan geçer- destekleyen bir kanıt gibi okunabilir. Seçimlere giden uzun hazırlık sürecinde Magyar’ın merkez sağ Tisza Partisi, liberal sol alanı kendine katmayı başardı; bunu yaparken Budapeşte’de Onur Yürüyüşü’nün yasaklanması gibi çatışmalara mesafeli kaldı ve güçlü bir göç karşıtı çizgi benimsedi. Orbánizm, seçmenlerine orta sınıf refahına giden bir yol vaat etmişti; onların önemli bir bölümü bu kez aynı ruh hâliyle Tisza’ya yöneldi.
Ama Orbán’ın geçmiş başarıları, bu merkezci yaklaşımın sınırlarını da gösteriyor. Fidesz, diğer çağdaş sağ popülist güçler gibi, tabanını ekonomik kurtuluş vaadiyle genişlettiğinde kazanmıştı. Orbánizm’in, neoliberalizme meydan okuyacağı ve yeni iş sahaları açacağı söyleminin etkili olması kriz döneminde Sosyal Demokrat hükümetlerin ve merkezci müttefiklerinin başarısızlıkları üzerinde yükselmesindendi. Magyar yalnızca daha liyakatli göründüğü için kazanmış değil, on altı yılın ardından Orbán’ın “çalışmaya dayalı ekonomi” modeli bütünüyle sınandı ve kaybetti.
Bu kampanya sırasında konuştuğum bazı Macar sosyalistler, bu ehveni şere oy vermek zorunda kalmaktan hoşnut değillerdi; ama Orbán’ın yenilgisinden memnundular. Magyar’ın yükselişiyse ne bir gecede değişim vaat ediyor ne de böyle bir söz veriyor: Orbán modelini öldüren küresel sarsıntılar hafiflemek yerine daha da ağırlaşıyor ve Trump’ın bu yenilgiden ders çıkartacağın düşünmek için fazla neden görünmüyor.
Yine de en azından şunu gördük: “işçici” muhafazakârlığın içinin ne kadar boş olduğu ortaya çıktı ve bugünün milliyetçi enternasyonalinin başlıca merkezlerinden biri ağır bir yara aldı.
(AEK)

